Yalnız hissedenlere 5 öneri

29 yaşımdayım. Hayatım vedalarla, taşınmalarla, tanışmalarla geçti. Mesela ilkokul, alt tarafı 5 sene dersin, değil mi? İşte ben o 5 seneyi 3 ayrı şehir, 3 ayrı okulda bitirdim. Dolayısıyla hep yeni bir öğretmenim oldu ve kendi aralarında çoktan kaynaşmış olan yeni arkadaşlarım. Okul hayatımın kalanı da böyle geçti:Toplamda 8 şehir, 3 ülke, 9 okul.

Bir süre sonra alıştım bu gitmelere. Hatta öyle ki; bir yerde 3 seneden fazla kalınca bizimkilere “Hadi başka bir yere gidelim” demeye başlardım. Babam bankacıydı ve sürekli tayinimiz çıkıyordu. Tayinler bitince de benim üniversite, yüksek lisans işleri başladı; bir tur da öyle göç ettim.

Ama of ne yalnızlıklar çektim bu süreçte. E kardeşim de yok, bir yerde çevremi oluşturana kadar ben ve kendim olarak az takılmadık. Tam çevrem oluşuyordu derken, hop! Yepyeni bir yer, asla tanımadığım insanlar, asla tanımadığım bir kültür.

Yalnız yemek yediğim de çok oldu, seyahat ettiğim de, yalnız sinemaya gittiğim de. Bir de en kötüsü küçükken sınıftan ayrılan çocuk genelde birkaç aya unutuluyor. Hal böyle olunca unutulmayı da normal karşılamaya alıştım bir yerden sonra. Başka? Çok ağladım, çok düştüm, çok korktum, bazen sırf yalnız kalmamak için kendimden ödünler verdim, bazen tek başınalığım için etraftan utandım.

Ama sonra kavradım bazı şeyleri. Adaptasyonu, hoşgörüyü. Hoşgörülü olurken kendimi değiştirmemeyi. Kendimi sevdirmeye çalışmamayı, kendimi sevmeyi. Kendimden sıkılmamayı. Gerektiğinde yalnızlığı da sevmeyi hatta buna ihtiyaç duymayı. Ve sonunda yalnızlığı istediğimde seçebileceğim bir şık haline getirip şıklarımı çoğaltmayı başardım. İşte yalnızlık çekiyorsanız onunla baş etmenize yardımcı olacak 5 küçük öneri:

1. Yalnızlığını sev

Çok klişe, dimi 🙂 Onu sev bunu sev, hayatı sev, kendini sev, bir de yetmezmiş gibi yalnızlığı sev çıktı başına. Öyle ama napalım, gerçekten bu çok ama çok önemli. Utanma bir kere, yalnız görünmekten. Biliyorum, utanıyorsun, insanlar ne der diye tek başına program yapmak istemiyorsun. Belki yalnız yemek yemek seni derinden üzüyor, herkesin sana bakıp acıyacağını “ah yazık, hiç arkadaşı yok galiba” diyeceğini sanıyorsun. Sana bir sır vereyim, kimsenin başkası hakkında düşünecek o kadar fazla zamanı yok. Ayrıca yalnız başına zaman geçirebilen insanlara gıptayla bakan, bunu bir özgüven belirtisi olarak gören de çok insan var. Yani kimse senin kadar yalnız değil diye düşünüyorsun ya, bu bazen onların yalnız başına bir şeyler yapmaya cesareti olmamasından da kaynaklanıyor. O yüzden öncelikle kendinle gurur duy, yalnız kalabilmek, yalnız bir şeyler yapabilmek aslında bir başarı.

2. Kararlarda kimseye uyum sağlamak zorunda değilsin

Yemek mi yiyeceksin? Her kafadan ayrı bir ses çıkmıyor, istediğin restaurantı seç. Sinemaya mı gideceksin? Belki yanında biri olsa ben aksiyon filmi sevmem diyecekti ve sen gidemeyecektin. Ama yok. İstediğin filme git, tadını çıkar:)

3. Bu süreyi kendini tanımak için fırsat olarak gör

Yalnız kalmak, kendinle baş başa olmak kendini daha çok tanımanı sağlar. Ve kendini ne kadar iyi tanırsan, hayat amacını ve hayattan beklentini o kadar çabuk kavrarsın. Ayrıca aklını karışık hissediyorsan düşüncelerini toparlama fırsatı sağlar. Ve kitap okumak, yazı yazmak, alışveriş yapmak gibi birçok aktiviteyi yalnız yapmak çok daha keyifli oluyor, tecrübeyle sabit:)

4. İlgini çeken sosyal ortamlara katıl

Özellikle ilgi alanına giren konularda katılacağın kurs, seminer veya aktivitelerde seninle benzer zevklere sahip insanlarla tanışman çok olası. Böyle ortamlarda kilit nokta ulaşılabilir, iletişime açık bir görüntü çizmek. Bu bir kurs veya seminerse söz alıp katılmak, veya yanında oturan kişiye konuyla ilgili ufak bir yorumda bulunmak bir iletişim başlatabilir. Aynı zamanda da etrafındakilerin seni fark etmesini sağlar.

5. Sosyal medyayı aktif kullan

En tartışmalı maddeyi sona sakladım:) Pek çok insan sosyal medyanın birebir iletişimi azalttığını, o yüzden insanları yalnızlaştırdığını düşünüyor. Ben tam tersi iyi ve doğru kullandığımız takdirde sosyal medyanın iletişimde etkili bir araç olabileceğine inanıyorum. Şöyle ki; burada paylaşımlarınız aracılığıyla ilgi alanlarınızı, karakterinizi, müzik zevkinizi gösterebilme şansınız var. Bir nevi kişisel pazarlama. Peki kendinizle ilgili bu detayları paylaştığınızda ne oluyor? Sizinle ortak zevkleri olan benzer insanların ilgisini çekiyorsunuz, aynı şekilde siz de size benzer insanları fark ediyorsunuz. Yani siz onlara, onlar size uzaktan uzağa bir sempati besliyor. Fakat tam da bu noktada ya siz bir adım atmalısınız ya da karşı taraf. Eğer size bir adım gelmiyorsa, ilginizi çeken kişinin bir paylaşımı üzerinden sohbet başlatabilirsiniz. Böylece önce uzaktan da olsa birbirinizi tanıma fırsatı bulursunuz, bu sonrasında yüz yüze buluşmaları da getirir. Tabi siz de bunu ister ve çaba harcarsanız:)

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yalnızlık çektiğiniz bir dönem oldu mu? Olduysa bunu aşmak için bir şey yaptınız mı? Yorumlarda paylaşırsanız çok mutlu olurum:)

Sevgiler,

morningpurple

Facebook
LinkedIn
Twitter
Follow by Email
PINTEREST
2 comments Add yours
  1. Her ne kadar “Ama of ne yalnızlıklar çektim bu süreçte” demiş olsan da, 2003-2004 yılında ortaokuldayken hiç de yalnızlıklar çekmedin, orta okul son sınıfta hiç de yalnız değildin (biliyorum çünkü ben de oradaydım) O yüzden demagojiye gerek yok. =]

    1. Sen ve diğer arkadaşlarım vardı elbette ama o gruplara dahil olana kadar içimizde ne yaşadağımızı bir tek biz biliyoruz dostum:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir