Ay ben koşamam!

Dedim saate bakarken. İşler uzayınca eve geç kalmıştım; daha koştur koştur yemek yapacak, yiyecek, bulaşıkları toparlayacak, banyo yapıp TV karşısında mayışacak ve nihayet uyumak üzere yatağa girecektim.

Sonra beynimdeki düşünceler yavaşlamayacak, madem öyle deyip biraz kitap okuyacaktım. Bu arada hasbelkader uykuya dalarsam ne ala. Dalamazsam 2 üf püf egzersiziyle, olmadı kendimi sahilde hayal ederek uyku perisini bekleyecektim. Arada kızınca kendime; “hadi ama uyu artık, daha sabah koşturması” var diyecektim.

Sabah asansörde hal hatır soran olursa “Koşturuyoruz işte” diye cevaplayacaktım. O da, “aynen, biz de öyle, çok yoğun” onaylamasını yapacaktı. Ve hayat kaldığı yerden koşacaktı.

Kim bu satırların, bu hayatın sahibi? Tanıdık geldi mi? Bir arkadaşa mı benzettiniz? Yok canım, ben böyle değilim mi dediniz yoksa? Öyleyse ne mutlu size. Biz tanıdık gelenlerle biraz söyleşelim.

İş için koşturuyorsun. Evinin ihtiyaçları için koşturuyorsun. Ailen için koşturuyorsun. Arkadaşların için, hatta hiç tanımadığın insanlar için bile. Herkesle beraber ve asla düşmeyen bir kondisyonla hayat maratonunu koşuyorsun. Ama kendin için koşamıyorsun, çünkü nefesin yetmiyor, çünkü tıkanıyorsun, çünkü işte zilyon tane sebep. Veya belki de sadece alışık olmadığın için koşmak zor geliyor. Hiç koşmadın ki. Peki, öyle mi gerçekten? Hiç koşmadın mı, emin misin? Mesela şu an koşmuyor musun? Bir sonraki toplantıya. Teslim tarihi bugün olan işe. Metroya. Kaçmak üzere olan uçağa. Sevgilinin ayarladığı yemeğe. Eşinin doğum gününe. Annenin doktor kontrolüne. Kızının bale dersine.

Aslında koşturmak, koşmanın sanal bir versiyonu. Bilgisayarda tenis oynamaktan çok farklı değil mesela. Baksan, fiziksel olarak çok bir hareket gerektirmiyor ama gene de yoruluyorsun. Hatta belki koşmanın kendisinden bile çok. Üstelik koşunca salgılanan seratonin ve endorfin hormonları sayesinde mutlu olma ihtimalin varken, koşturunca artan tek şey stres seviyesi ve sıkışmışlık hissiyatı oluyor.

Gel, şu sanal gerçeklikten çıkalım. Bugün “muş” gibi değil, gerçekten koşalım. Bırak sırtın terlesin, ayak tabanların ağrısın, bacakların yansın. Kalbin duracakmış gibi olsun. Tam nefesinin tükendiğini sandığın anda akciğerlerin genişleyerek açılsın. Bedeninin fizik zorluklara nasıl adapte olduğunu fark et. Tükenme, çoğal. Gör bak, çok iyi gelecek.

Facebook
LinkedIn
Twitter
Follow by Email
PINTEREST

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir